
İstenebilir. Anayasa Mahkemesi, adliye lojmanı güvenliği için konulan bariyerlerin önünü kapattığı dükkânlar için kira kaybı talebini, dükkân daha önce kiraya verilmedi diye muhtemel zarar sayıp reddetmeyi mülkiyet hakkının ihlali saydı. Önlem hukuka uygun olsa da malike düşen külfetin dengelenmesi gerekiyor; tutarı yeniden yargılamada idare mahkemesi belirleyecek.
Bir kamu binasının çevresine güvenlik nedeniyle beton bloklar konuluyor. Bloklar, aynı binadaki dükkânların önünü de kapatıyor; araç yanaşamıyor, yaya geçişi zorlaşıyor. Dükkânların sahibi kira kaybını idareden istiyor. İdare mahkemesi ise dükkânların zaten hiç kiraya verilmediğini, dolayısıyla zararın kesin olmadığını söyleyerek talebi reddediyor.
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünün 18 Mayıs 2026 tarihli Nuri Onal kararı (B. No: 2021/22274) bu olaya ilişkin; karar 20 Ekim 2026 tarihli ve 33406 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı. Mahkeme, mülkiyet hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar verdi. Karar, kamu yararı için alınan hukuka uygun bir önlemin bedelinin tek başına bir malike yüklenemeyeceğini somut bir dosya üzerinden gösteriyor.
Olay: adliye lojmanının önüne konulan beton bariyerler
Başvurucu, Mardin'in Midyat ilçesinde adliye lojmanı olarak da kullanılan bir binadaki iki dükkânı 30 Haziran 2016'da satın aldı. Kaymakamlık 28 Şubat 2017'de güvenlik gerekçesiyle binanın önüne beton bariyerler koydurdu. Bölgede kısa süre önce emniyet müdürlüğüne bir terör saldırısı düzenlenmiş, başsavcılık da lojmanın çevresindeki güvenlik eksikliklerinin giderilmesini istemişti.
Başvurucu önce sulh hukuk mahkemesinden delil tespiti istedi. Keşifte ve bilirkişi raporlarında, bariyerlerin dükkânların kara yoluna bakan cephesini kapattığı, araçların ve alışveriş için gelen yayaların dükkânlara yaklaşamadığı tespit edildi. Bilirkişi, bariyerlerin konulduğu 28 Şubat 2017 ile tespit talebinin yapıldığı 30 Mayıs 2018 arasındaki yaklaşık 15 aylık dönem için emsal dükkânlara bakarak kira kaybını 25.079,74 TL olarak hesapladı.
Başvurucu Valiliğe ve Kaymakamlığa başvurarak bu tutarı istedi. Talep cevapsız kalınca idare mahkemesinde tam yargı davası, yani idarenin verdiği zararın tazmini için açılan davayı açtı.
İdare mahkemesi neden reddetti
İdare mahkemesi önlemi hukuka uygun buldu. Kaymakamın ilçede kamu güvenliğini sağlama ve önleyici kolluk görevi, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 32. maddesinin (Ç) bendine dayanıyordu. Mahkeme, bariyerlerin başvurucu için diğer vatandaşlardan farklı, özel ve olağandışı bir külfete dönüştüğünü de kabul etti. Bu, idarenin kusuru olmasa bile zararı karşılamasını gerektirebilen fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinin, yani kamu yararı için bir kişiye düşen olağandışı yükün idarece karşılanmasının gündeme gelmesi demekti.
Ancak mahkemeye göre tazminat için zararın gerçekleşmiş, kesin ve belirli olması gerekiyordu. Dükkânlar, satın alındıkları 2016'dan bariyerlerin konulduğu 2017'ye kadar da, beton bariyerler kaldırıldıktan sonra da kiraya verilmemişti. Mahkeme bu yüzden kira gelirini ancak "muhtemel" bir zarar saydı. Bölge idare mahkemesi de istinaf başvurusunu reddetti.
Anayasa Mahkemesi neden farklı düşündü
Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 35. maddesindeki mülkiyet hakkı açısından yaptığı incelemede bariyerlerin kanuni dayanağı olduğunu, kamu yararı amacı taşıdığını ve lojmanda yaşayan kamu görevlilerinin güvenliği için gerekli olduğunu kabul etti. Sorunu, önlemin malike yüklediği külfet ile sağladığı kamu yararı arasındaki dengede, yani orantılılıkta gördü.
Kararın en önemli tespiti zararın niteliğine ilişkin: Zararın miktarının tam olarak bilinmemesi, zararın muhtemel olduğu anlamına gelmez. Kullanılabilir durumdaki bir taşınmazın kullanımı engellendiğinde, bu kullanımdan elde edilebilecek ekonomik yarar kadar zarar ortaya çıkar. Hesaplamada güçlük yaşanabilir; ama bu, zararı yok saymaya yetmez.
Mahkeme, başvurucunun istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü bir iddiaya da dikkat çekti. Başvurucuya göre beton bariyerler kaldırılmış, ancak yerine binanın önünü çevreleyen demir bariyerler konulmuştu. İdare mahkemesi "bariyerler kalktıktan sonra da kiraya verilmedi" derken, yeni bariyerlerin dükkânın kullanımını hâlâ kısıtlayıp kısıtlamadığını araştırmamıştı. Anayasa Mahkemesine göre önemli olan bariyerin beton ya da demir olması değil, taşınmazın kullanımının idare tarafından kısıtlanmasıydı.
Mahkemeye göre güvenlik önleminden toplumun tamamı yararlanırken külfete yalnızca belirli kişilerin katlanması, bireylerin eşitliğine dayanan demokratik hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Bu külfeti dengeleyecek bir mekanizma işletilmediği için müdahale orantısız bulundu.
Dosya yeniden yargılama için idare mahkemesine gönderildi. Başvurucunun Anayasa Mahkemesinden ayrıca istediği tazminat ise yeniden yargılamanın yeterli giderim sağlayacağı gerekçesiyle reddedildi.
Kararın sınırları
Karar, idarenin bu tür güvenlik önlemlerini alamayacağı anlamına gelmiyor; önlemin kendisi hukuka uygun bulundu. Tartışma, önlemin bedelinin kime yükleneceğiyle ilgili.
Karar bir tazminat tutarı da belirlemiyor. Zararın varlığını ve miktarını yeniden yargılamada idare mahkemesi değerlendirecek.
Her kısıtlamanın tazminat doğuracağını söylemek de doğru olmaz: Bu dosyada dükkânlara ulaşımın fiilen engellendiği keşif ve bilirkişi raporlarıyla ortaya konulmuştu.
İşyerinin önü kapatıldıysa idareden tazminat için atılacak adımlar
Belediye, kaymakamlık ya da başka bir idarenin koyduğu bariyer, kapattığı yol veya uzun süren bir çalışma yüzünden işyerinizi kullanamıyor ya da kiraya veremiyorsanız, bu dosyada izlenen yol bir örnek oluşturabilir. Sonuç, her olayın kendi koşullarına bağlı.
Önce durumu belgelemek gerekir. Başvurucu, sulh hukuk mahkemesinde keşif ve bilirkişi incelemesiyle delil tespiti yaptırdı; kısıtlamanın varlığını ve emsal kira bedellerini bu rapor ortaya koydu. Fotoğraflar, kiracı adaylarıyla yapılan görüşmeler ve emlak danışmanlarıyla yazışmalar da zararın gerçek olduğunu göstermeye yardımcı olabilir.
Sonra sürelere dikkat etmek gerekir. İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesine göre idari eylemden zarar gören kişi, dava açmadan önce eylemi öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurmak zorunda. İdare talebi açıkça reddederse ret yazısının tebliğinden, otuz gün içinde cevap vermezse bu sürenin bitiminden itibaren idare mahkemesinde tam yargı davası açmak için altmış günlük süre işler. Kısıtlamanın hâlâ sürdüğü durumlarda sürelerin başlangıcı somut olaya göre ayrıca değerlendirilmeli. Süre hesabıyla ilgili ayrıntıları idari işleme karşı dava açma süresi yazımızda bulabilirsiniz.
İdareye yapılan başvuruda hangi dönemin zararının istendiğini, başlangıç ve bitiş tarihleriyle açıkça yazmak gerekir. Bu dosyada bilirkişi hesabının belirli bir döneme dayanması, talebin somutlaşmasını sağlamıştı.
Kısaca
Kamu güvenliği için alınan bir önlem hukuka uygun olsa bile, bir malikin mülkünü kullanmasını engelliyorsa doğan külfetin dengelenmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi, dükkân daha önce kiraya verilmemiş olsa da kira kaybını "muhtemel zarar" sayarak reddetmenin mülkiyet hakkını ihlal ettiğine karar verdi. Benzer bir durumda delil tespiti yaptırmak ve süresi içinde idareye başvurmak, talebin ispatı ve incelenebilmesi için atılacak ilk adımlardır.
İdari yargıdaki tazminat davaları hakkında genel bilgi için idare hukuku sayfamıza göz atabilirsiniz.
Hukuki dayanaklar ve kaynaklar
- Anayasa Mahkemesi, Nuri Onal Başvurusu, B. No: 2021/22274, 18/5/2026
- Resmî Gazete, 20 Ekim 2026, Sayı 33406
- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (m. 7, 10, 13)
- 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (m. 35, 125)
- 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu (m. 32)
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişiye özel hukuki görüş yerine geçmez. Her dosyanın koşulları farklıdır; mevzuat ve yargı uygulaması zaman içinde değişebilir.
